Published by Mert on 2nd Aralık 2008
Eklemeli dilleri üç kolda inceleyebiliriz,bunlar
- Eklemeli diller
- Bitişimli diller
- Bağlantılı diller
dir.
Kelimelerin türetilmesinde kök değişikliğine uğramaz.
Dillere kökten önce veya sonuna getirilerek kelime türetilmesi yada çekilmesi yapılır.
Türkçe,Macarca, Moğolca bu gruba girer. Türkçe’de ekler daima sona getirilir. Yani Türkçe’de ön ek yoktur.
Published by Mert on 2nd Aralık 2008
Söyleşi ilginç konuların ve çeşitli kişilerin düşünceleri ile ele alınan yazıdır.
Söyleşide anlatım tarzı senli benlidir,diğer yazı türlerinden bu özelliği ile ayırılır.
Söyleşi örnekler;
Söyleşi:Adnan Benk, Tahsin Yücel, Nuran Kutlu
Sona Kalsa
Usul usul konuşuyorlar aralarında
Denize bakıyorlar bazan -çatalını gezdiriyor biri tabağında-
Gölgesi bir kuş ölüsü
Karşıda. yeni budanmış ağacın
-Olsa. başlangıçlar sona kalsa-
Kolyesiyle oynuyor kadın -tabağımda soyulmuş elma-
Saatime bakıyorum sık sık
Kapıyı gözlüyorum arada
Biraz soğuk mu geliyor ne -kapatır mısın-
Sinirli bir kırmızılık suya batıyor
Düşünüyorum, ansızın birdost yüzü mü
Görmemişim de yıllarca.
Published by erkmen on 16th Kasım 2008
Gazel divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti matla, son beyti ise makta adını alır. Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla musarra beytin bulunduğu gazel zü’l-metali, her beyti musarra olan gazel ise müselsel gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte hüsn-i matla (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine hüsn-i makta (son beyitten güzel olması gerekir) denir. Gazelin en güzel beyti ise beytü’l-gazel ya da şah beyit adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine redd’i-matla denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da hüsn-i maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla mahlas beyti ya da mahlashane olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-i tahallüs de Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de natamam gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere tahmis, terbi adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller yekahenk gazel, her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de “yekavaz gazel” olarak adlandırılır. Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller “aşıkane”, içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara “rindane” denir
Published by erkmen on 16th Kasım 2008
Bir ölünün ardından, duyulan adları anlatmak üzere düzenlenen manzumelere verilen ad.
Ağıt, bütün milletlerin halk edebiyatlarında, gerek sözlü gelenek halin, de, gerekse yazılı olarak yer etmiştir.
Her milletin, çeşitli devirlerinde, ölümler karşısında duyulan acılar, halk söyleyişleri olarak, büyük yer tutar. Bunların kimi, şiir söylemekle ilgisi olmayan kimseler tarafından düzenlenir. Kimi de halk şairleri tarafından, yakılır.
Ağıt söylemenin de, her toplumda değişen ve kural denebilecek biçimleri vardır.
Published by erkmen on 16th Kasım 2008
Şiir, kelime anlamı olarak “bilme, tanıma, anlama” manasındadır. Bizim için asıl önemli olan ıstılah (terim) manasıdır. Fakat eski zamanlardan günümüze kadar binlerce şiir tanımı yapılmıştır. Her yazarın veya her şairin kendisine göre bir şiir tanımı vardır:
Mehmet Doğan: “Vezne veya vezin tesiri oluşturan ahenge sahip, kafiyeli veya kafiye tesiri uyandıran ses uyuşumu oluşturan edebi eser” olarak tanımlar. TDK sözlüğü ise: “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle ve seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimidir” şeklinde tarif eder. Osmanlı döneminde genel olarak “mevzun ve mukaffa söz” yani “vezinli ve kafiyeli söz” tanımı kabul görmüştür.
Yahya Kemâl’e göre şiir musikidir, fakat bildiğimiz musikiden farklı bir musikidir.
Cahit Sıtkı’ya göre, “Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.”
Ahmet Haşim şiiri: “Söz ile musiki arasında olan fakat sözden ziyade musikiye yakın olan bir lisan” olarak tanımlar.
Necip Fazıl’a göre şiir: “Mutlak hakikati arama işidir.”
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün… Bu kadar fazla şiir tanımının olmasını Ahmet Kabaklı şöyle izah etmekte: “Nesirde nasıl yazarın bir üslubu olursa, şiirin içinde de şairin bir sırrı olur. Ve şair adedince sır (üslub) vardır ki bu da şair adedince şiir tanımının olduğunu gösterir.”
Bizler şiiri nasıl tanımlarsak tanımlayalım bunun pek önemli olmadığı kanaatindeyim. Önemli olan, şiiri ve sanatı kullanarak bu ümmete hizmet etmektir…
Published by admin on 16th Kasım 2008
Atabetül hakayık ne anlama gelir öncelikle bu sorumuzu bir açıklığa kavuşturalım atabetül hakayıkta en çok verilen ödevlerden biridir.
Öncelikler atabetül hakayık gerçeklerin eşiği anlamına gelir. Atabetü’l-Hakayık, Necip Asım (Yazıksız) tarafından Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunarak 1906 yılında bilim âlemine tanıtılmıştır.
Necip Asım, hem Uygur hem de Arap harfleriyle yazılmış olan bu nüshayı 1918′de İstanbul’da bastırmıştır.
Daha sonra N. Asım yine Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunan bir başka nüsha daha bulmuştur. Kitabın ayrıca İstanbul Topkapı Sarayı Kütüphane’sinde Arap harfleriyle yazılmış bir nüshası daha vardır. Devamini Okuyun